Bazı kadınlar genetik olarak erken menopoza giriyorlar. Sizin bulduğunuz tedavi yöntemi menopoz öncesi dönemde de kullanılabilir mi?
Eğer tıbbi bir neden varsa yapılabilir. Yoksa menopozu geciktirmek için tavsiye etmiyoruz şu anda. Çünkü yeni bir yaklaşım ve henüz hasmilelik üzerinde çalışıyoruz. Yani prosedürün ne kadar verimli olacağını hâlâ bilmiyoruz. Bu durumda kanser hastasının başka bir şansı yok; ama sağlıklı bir insana kesin gelişmesi tamamlanmamış deneysel bir ameliyatı uygulamak pek doğru olmuyor. Onun için biz yaşlanmayı geciktirme amacıyla kullanmıyoruz; ama tıbbi tedavi nedeniyle erken yaşlanacak yani yumurtalık fonksiyonlarını kaybedecek insanlara yardım etmek için kullanıyoruz. Ama çok başarılı bir prosedür haline gelirse tabii tüp bebekte olduğu gibi uygulama alanları genişleyebilir. Tüp bebek de ilk olarak, tüp tıkanıklığı için kullanılmaya başlandı; ama şimdi birçok değişik alanda kullanılabiliyor.
Şimdi Türkiye’deki kanserli hastalara bu teknik uygulanabilir mi?
Doku dondurma tekniği uygulanabilir. Ben Türkiye’ye gittiğim zaman bazen laboratuvarda birçok arkadaşıma göstermişimdir.
Bahsettiğiniz karın derisi altına koyma falan?
Tabii bunun için süper bir teknolojiye gerek yok. Herhangi bir ameliyathane ve tüp bebek laboratuvarı olan bir ortamda bu rahatlıkla yapılabilir.
İğneyi sizden almak şartıyla!
(Gülüyor) Tabii o iğne de yakın zamanda piyasaya çıkacak. O iğne geliştirilmeden önce de biz bunu yapıyorduk. Fakat başarılı embriyoyu üretmemiz, o değişiklikleri yaptıktan sonra oldu. Geçen sene Hacettepe’deki arkadaşlarıma bir workshop yaptım. Dondurma kısmını öğrettim. Transplant olarak bu tekniği daha yeni yayınladık. Türkiye’den herhangi biriyle direkt paylaşmış değiliz henüz.
Başkasının yumurtaları kadına enjekte edilebilir mi?
Yumurtalık dokusu böbrek gibi yani vücut tutmaz. Bu sefer ilaçlar vermeniz lazım. Onların da yan etkileri fazla. Anlamsız olur.
Bağışıklık sistemini çökertiyoruz değil mi?
Evet. Zaten hamilelik döneminde sakıncalı olabilir. İkincisi menopoz hormonu almasın diye daha zararlı ilaçlar vereceksiniz. Tüp bebek yaparken donör yumurtası kullanılıyor. Hamilelik açısından bu tekniğe gerek yok; ama bazen “Beni denek olarak kullanın. Başkasından yumurta alıp takın” diye istekler geliyor bize. Mesela ikiz kardeşler vardı. Biri diyor ki “Kız kardeşimden alın bana takın, hani reaksiyon da olmaz.” Şu anda pek anlamını göremiyoruz biz onun. Çünkü tüp bebek donör yumurta teknolojisi var bu ülkede. Buna izin verilmeyen ülkelerde Türkiye gibi, belli olmaz yani başka çare yoksa kullanılabilir. Fakat henüz denenmiş bir şey değil. Belki aynı yumurta ikizlerinden yapılabilir. Buna ilaç kullanmasına gerek kalmayacağı için; ama aynı yumurta ikizi değilse onun dışında böyle kaç kişi var?
Bundan sonraki hedef ne?
Bunun bir ileriki aşaması bebeği elimize almak. Sonra da daha çok hastada yapmak, bunun değişik tipte hastalarda başarılı olabildiğini göstermek. Herhalde ilk 8 –10 hamilelikten sonra bu prosedür bir yerde yaygınlaşacak ve yerleşik ameliyatlardan birine dönüşecek.
Bu süreç daha bitmedi; ama eminim başka konularda da çalışıyorsunuzdur.
Doğru. Ben hem klinisyen hem de temel bilimler araştırmacısıyım. Bazı hastalar var ki kanserleri yumurtalıklarına sıçramış olabiliyor veya sıçrama riski yüksek olabiliyor. Bunlarda yumurtalığı dondurabiliriz; ama geri koymak riskli olur. Yani kanser hücrelerini vücuduna geri ekmiş gibi olursunuz. Bunlar için tamamen bu dokuyu nakledeceğimize, test tüp ortamında tamamen büyütme yöntemlerini araştırıyoruz. Bir gün bu dokudan yumurtaları çok gelişmemiş aşamada ayıklayabiliriz ki bu tekniği de yine ben geliştirebildim. Ayıklayıp, bunları tamamıyla test tüpte büyütüp, orada dölleme yapılabilecek bir yumurta elde etmek amaç. Ayıklama kısmını yapıyoruz; ama şu anda bunların tümünü test tüp yöntemiyle büyütmek kolay değil. Çünkü bugün yumurtlanan yumurta üç ay sonra başlıyor insan yumurtalığında büyümeye. Şimdi, yumurtanın büyümesini sağlayan moleküler mekanizmaları araştırıyoruz.
Bu arada doğanın dengesini de bozuyor muyuz acaba gibi bir etik problem var mı?
Yok, öyle düşünürsek korenal kalp ameliyatı da yapmayalım. Kolu kırılanı da iyileştirmeyelim. O zaman hiçbir şey yapmamamız lazım. Sonuçta insana düşünme ve yaratma yeteneği verilmiş. Bunu kullanıp imkanların ilerlemesini sağlamak insanların en büyük amacı aslında yaşamaktan öte.
Benim akıl edemediğim, bu konuyla ilgili sormam gereken başka noktalar varsa beni yönlendirin.
Çok güzel, yani daha önceden çalışmış gibi sorular soruyorsunuz. Ben buranın ileri gelen gazetecileriyle konuştum, onlar sizin yaklaştığınıza yaklaşamıyorlar.
Türkiye’deki uygulamalarla ilgili eksik gördüğünüz bir şey var mı?
Türkiye’de donör yumurtasıyla tüp bebek yapmak yasak. Bunun olmaması pek çok kadının imkanlarını kısıtlıyor. Erken menopoza girmiş kadınların, kendi çocuklarını hiç değilse eşlerinin katkısıyla taşıyabilmeleri için tek avantajları bu. Bunun sonucunda düzgün denetlemenin olmadığı çevre ülkelere gidiyorlar. Yunanistan’a, Rusya’ya... Ama orada o donörler nasıl seçiliyor, hastalık taramaları nasıl yapılıyor belli değil. Türkiye’deki tüp bebekle ilgili üreme seçenekleri sınırlı. Türkiye’de eşinin hiç spermi olmayan; ama kendi çocuğunu taşımak isteyen kadınlar için de o olasılık yok. Bu, erken menopoza girmiş veya aşırı sperm sorunu olanların yurtdışına yönelmelerine yol açıyor. Parası olan gidiyor. Parası olmayan gidemiyor.
Sanırım türün bozulmasına dair birtakım endişeler var.
Evet ama bunlar çok yersiz. Bu ülkede belli kısıtlamalar var. Bir donör mesela on defadan fazla yapamıyor. Popülasyon boyutlarına göre bunu hesaplıyorlar. Bir donör on defadan fazla yumurta bağışlamazsa bunun olasılığı çok çok düşük. Matematik olarak bunlar hesaplanmış ve bunun arkasında bir bilim var. Öbür türlü bu defa insanlar gidip mesela falanca ülkede aynı donör, belki anemisi var, belki başka bir şeyi var. İyi taramanın olup olmadığını bilmeden, belki de aynı donör 30–40 kişiye verebilir. Ülkenizde yasakladığınız zaman bu sefer yurtdışında denetimden kaçabilir.
Size geliyor mu Türkiye’den?
Bizim donör programımıza, bunların yasak olduğu birçok ülkeden geliyor. Mesela Almanya’da da yasak. Embriyo konusunda falan da onlar daha kısıtlılar. Türkiye’de de bir ara yasaktı; ama şimdi değil embriyo dondurmak. Almanya’da donör sperm kısıtlılığı yok. Türkiye’de donör sperm de yasak.
Erkeklerin çocuk yapabilme kapasitesi daha uzun sürelerde geçerli. Ama kadınlarınki daha kısa sürüyor. Bu tekniklerle şimdi bu yetenekleri eşitlemeye doğru mu gidiyoruz?
Kemoterapi ilaçları aldıkları zaman erkekler de kısırlığa gidiyor; ama erkeklerin durumu kolay. Onların spermleri dondurulabiliyor. Sperm dondurması kolay bir işlem; yumurtalar hasara uğramıyor. Ama kadınlar için buna eşit bir seçenek bugüne kadar yoktu. Yumurtalık doku dondurması buna eşit bir yöntem olabilir. Erkeklerde olduğu gibi bir ek olanak sağlayabilir. Yoksa kadının menopoz yaşını geciktirmek vesaire değil; ama erken menopoza girmesini engellemek için bir yöntem.
Ama ileride “menopoz gereksiz bir şey, bunu ortadan kaldıralım” diye düşünülemez mi?
Sağlıklı insanlar için bunu yapmak istemiyoruz. Yumurtalık dokusunu çıkarttığınız zaman, çıkardığınız kadar bir eksilme olabilir yani yumurta rezervini biraz azaltmış olursunuz. Dolayısıyla menopoza daha erken girme eğilimi olabilir. Koyduğunuz yumurta bunu telafi etmeyebilir. Sonuçta şimdi alalım sonra geri koyalım, sonucu uzatmaz. Kendinden aldığınızı kendine veriyorsunuz çünkü. Ama ileride erken menopoza girdikten sonra menopozdan çıkması için kullanılabilir.
Başarınız Amerika’da nasıl karşılandı?
İki gün yerime oturmadım. Haber yayımlandığından beri bütün Amerikan kanalları, dünya basını bunun üzerindeydi, CNN, CBS, NBC’de canlı yayınlara katıldım. Newsday, New York Times, Washington Post tam sayfa ayırdı. BBC’de yayınlandı. London Times, bütün Kanada gazeteleri baş sayfadan verdi. İsrail ve Avustralya’dan arkadaşlar aradı. Polonya, Hırvatistan... Bütün dünyayı sardı haber. İlk defa bir organın fonksiyonel olarak dondurulup saklanabileceğini de gösteriyor bu. Böyle başka bir organ yok. Böbrek, kalbi dondurup saklayamıyorsunuz.
Milliyetçilik duygularınız nasıl etkilendi?
Bunun bir Türk bilim adamı tarafından yapılmasının sevincini hissediyorum. Belki de bu haberin dünya medyasında çıkmasından daha önemlisi; biz çok yönlü ve yaratıcı insanlarız, biraz olanak ve güven verildiği zaman çok iyi şeyler yapabiliriz. Bunu göstermek, bu inancı genç insanlara aşılamak için faydası olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden seviniyorum.
ABD’de haber verilirken Türklüğünüzün altını çizmediler sanıyorum.
Amerika etnik bir yer olduğu için böyle şeyler pek çizilmiyor. İlk nakil yaptığımızda büyük olay olmuştu. Orada Avrupa basınında yanlış şeyler yazıldı. İngiltere’de çalıştığım için İngiliz ekip dediler; ama ben Amerika’da canlı yayında Türk ekibi olduğumuzu söyledim. O zaman da yardımcım genç bir Türk’tü. Yapılan sonuçta insanlık için yapılan bir şey; ama kendi insanımın da bunu bilmesi hoşuma gidiyor. Türkiye dışında, içinden birinin başarısını bir kitle olarak benimseyen ülke azdır. Burada bir Fransız doktor yapsa Fransa ayağa kalkmıyor. Bizim kültürümüzün güzelliği de bütün ülke aile gibi.
Şu anki ekibinizde Türkler var sanırım.
Evet, yanımda araştırma yapan birkaç Türk arkadaş var. Bunlardan Hacettepe mezunu genç bir arkadaş, Erkan Büyük, benim araştırmada ikinci isimdir. Laboratuvar kısmında büyük katkıları oldu.
ABD’de yaşayan doktorların yaşam standardı ile Türkiye’dekilerin düzeyini kıyaslar mısınız?
ABD’de doktorlar bürokrasiye, sigortaların kağıt işlerine, hastaların hiç olmadık nedenlerle doktorları dava etmesi gibi meselelere çok zaman ayırıyorlar. Burada avukatlar bunu bir rant kapısı yapmışlar. Bu yüzden burada hastaya yarı yarıya şüpheyle yaklaşılıyor. Testler itinalı yapılıyor, sonra niye bunu yapmadınız diye sormasınlar. Türkiye’de konuştuğum arkadaşlar ise böyle bir korku olmadığı için, ‘hastaya bizim için doğru olan, elimizden gelen her şeyi yapıyoruz’ diyorlar. Amerika’da çok fazla düzenleme var. Gittikçe de artıyor. Ben gerçekten klinik mesleğini Türkiye’de çok daha zevkli yapıyorum. Ama Türkiye’de doktorların araştırma yapma şansları pek yok. Çünkü kaynakları az. Burada onu daha iyi yapacağımı düşündüğüm için geldim.
Hırvat eşi Maya, Türk kültürüne aşina
Dr. Oktay 42 yaşında. İki çocuğu var. Sibel 3,5, Kenan 1 yaşında. Eşi Maya 39 yaşında bir Hırvat. Teksas’ta tanışıp evlenmişler. O da doktor. Kanser konusunda birlikte araştırmalar yapıyorlar. Evde İngilizce konuşuluyor. Ama Kutluk Bey, çocuklara Türkçe kitaplar okuyor, bazı kelimeleri öğretiyor. Eşinin Balkanlı olmasının, Türk kültürüne benzerliği açısından çocuklarının daha geniş bir dünya zevkine erişmesini sağladığına inanıyor. Çocukların Katolik mi, Müslüman mı yetiştirildiği sorusuna, “Zaten ikimiz de aşırı dindar değiliz. İnsan haklarına, etik kurallara saygılıyız. Muhakkak bilmediğimiz bir gücün varlığına inanıyoruz. Zaten bu ülkenin bir güzel yanı, her dinin güzelliklerine saygı duyulan bir yer olması.” diye cevap veriyor.
New York’a 45 dakika uzaklıkta Rye kasabasında oturuyorlar. Daha çok yüksek gelir sahiplerinin yaşadığı, ormanın içinde, doğanın bozulmadığı harikulade güzel bir yer. Çocuklarla hafta içinde Marcia adlı zenci bir dadı ilgileniyor. Dr. Kutluk, Marcia’nın da ailenin bir parçası olduğunu söylüyor.
Kaynak: Zaman
